Yüksek Mahkeme Üniversiteye Girişte Pozitif Ayrımcılığı Yasakladı 

2023 senesinin Haziran ayında ABD’nin Yüksek Mahkemesi önemli bir karar aldı: üniversiteler kabul edecekleri öğrencileri karşılaştırırken artık başvuru yapan öğrencinin hangi ırka ait olduğunu göz önünde bulunduramayacak.

Bu karar öncesinde üniversite çalışanları öğrencinin hangi ırka ait olduğunu göz önünde bulundurabiliyordu. Üniversite tarafından kabul veya reddedilmenin tek nedeni ırk olmamakla beraber, çünkü bu yasadışı olurdu, öğrencinin ırki özellikleri hesaba katılırdı. Yüksek Mahkeme kararıyla beraber üniversite giriş sürecinde öğrencinin ait olduğu ırk göz önünde bulundurulamayacak. 

Peki neden pozitif ayrımcılık 2023’e kadar kabul edilen bir uygulamaydı? Bunu anlamak için biraz geçmişe, biraz da üniversitelerdeki öğrenci sayılarına bakmak lazım. Bunu bir sonraki yazıda anlatacağım. Şimdi üniversitelerin 2023 Yüksek Mahkeme kararı sonrası attığı adımları ve bunların öğrencileri nasıl etkileyeceğini anlatmak istiyorum.

Her ne kadar artık üniversite kabul sürecinde öğrecilerin ırki özelliklerine dikkat etmek yasaklansa da, üniversitelerin çoğu hala çok kültürlü ve ırki açıdan çeşitli öğrenciler istiyorlar. Bu yüzden, reklam ve teşvik çalışmalarını çok kültürlü lise ve bölgelerde yoğunlaştırıyorlar. Ayrıca, CBO denen organizasyonlarla olan ilişkilerini genişlettiler. Büyük şehirlerde yer alan ve kar amacı gütmeyen CBO adlı organizasyonlar, alt gelir sınıfındaki öğrencilere üniversite başvurularında yardımcı olur ve gerekli desteği verirler. Bu öğrencilerin büyük bir bölümünün ailesi üniversite eğitimi almadığı için üniversite başvuru süreci hakkındaki birikimleri azdır. Ayrıca okullarında üniversite danışmanı bile olmayabilir. Halka gerekli ve yararlı bir hizmet sağlayan CBO’lar ile ilişkisini genişleten üniversiteler, CBO’lar aracılığıyla şehrin düşük ekonomik bölgelerinden ve genelde de ırki açıdan çeşitlilik gösteren öğrencilere bu sayede erişmeye çalışıyorlar.

Bu sene üniversitelerin CBO’larla olan bağlantılarını genişlettiğini görüyoruz. Böylece, hem alt gelir sınıfından öğrencileri desteklemiş hem de okullarındaki ırki çeşitlilik için somut adımlar atmış oluyorlar.

Bu seneki başvuru sürecinin bitiminde okullardaki ırki dağılımları geçen senelerle kıyaslamak ilginç olacak ama bunu en erken Mayıs itibariyle yapabileceğiz.

Bir üniversite diğerinden o kadar daha iyi mi?

Bu hafta, çalıştığım liseden geçen 4 sene içinde mezun olan ve şu an ABD’nin dört bir köşesinde farklı üniversitelerde okuyan genç mezunları okulda ağırladım ve onların liseli  gençlere verdiği eşsiz tavsiyeleri dinleme fırsatım oldu. Hissettiğim, bildiğim ve öğrencilere defalarca anlattığım meseleleri an itibariyle üniversitede okuyan gençlerin ağzından tekrar duymak büyük bir keyifti. Tabi ki yeni şeyler de öğrendim. Otuzun üstünde üniversite öğrencisine sorduğumuz çeşitli sorular arasında farklı öğrenciler tarafından sık sık dile getirilen görüşlerden bazılarını paylaşıyorum:

  • Üniversitelerin adını kapatın ve diğer özelliklerini karşılaştırın: öğrencilerin başarısı, okudukları alanlar, yaz ve iş deneyimleri, öğrenci kulüp ve olanakları. Bir çoğunun birbirine ne kadar benzediğini göreceksiniz. Yani bir çok okulda memnun olabilirsiniz.
  • En iyi okulu bulmak istiyorsunuz. Ama işin doğrusu şu ki, en iyi okul diye birşey yok. Her okulda bir çok fırsat var ve o fırsatları bulup kullanmak tamamen sizin elinizde.
  • Her ne kadar zor olsa da kendinizi öğretmen ve öğrencilerle ilişki kurmaya zorlayın çünkü bu ilişkilerden fırsatlar doğabilir
  • Hangi üniversitelere başvuracağınıza karar verirken araştırma yapmanız gerekecek. Bu araştırma sırasında açık görüşlü olun. Üniversitelerin sizi şaşırtmasına fırsat tanıyın.
  • Başarıya giden tek bir yol yok. Staj yaparken fark edeceksiniz ki farklı okullardan ve farklı yollardan gelen insanlarla aynı şirkette staj yapıyorsunuz.

Niye bu kadar zor?

Başvurularını yetiştirmeye çalışan veya seneye başvuru yapmaya hazırlanan öğrenci ve ailelerinin aklındaki sorulardan birini duyar gibiyim, “İyi bir üniversiteye girmek niye bu kadar zor?” Bazı üniversitelere girmek hakikaten artık daha zor. İşte bazı rakamlar:

Üniversite2007 senesi kabul oranı2021 senesi kabul oranı
Boston University%54%18
Brown University%15%5
Colby College%32%8
Columbia University%12%4
Duke University%21%7
Harvard University%10%3
New York University%37%13
Northwestern University%27%7
Princeton University%10%4
University of Pennsylvania%21%6
Vanderbilt University%33%7
Williams College%17%8

Peki niye durum böyle? Bazı üniversiteler sadece ün kazandılar; eskiden başvuru yapan öğrenciler yöresel liselerden gelirken artık dünyanın her yerinden öğrenciler başvuru yapmaya başladı. Common App adlı ortak başvuru platformu bunun sebeplerinden biri. Üniversitelerin pazarlama ve seyahat bütçesi arttıkça adları daha tanınır hale geldi. Daha çok öğrenci başvuru yaptıkça daha seçici olan üniversitelerin öğrenci kalitesi (not ortalaması ve sınav puanları) de yükseldi. Üniversitelere girmek zorlaştıkça öğrenciler daha fazla okula başvuru yapmaya başladılar ve üniversiteler girmek giderek daha da zorlaştı. İşte bu yüzden olduğumuz yerdeyiz. 

Ama ümitsizliğe kapılmayın! Nasıl bazı okullar eskiden daha az seçici olmakla beraber artık ünlenip seçici okullar dönmüşse, aynı şey şu an daha az seçici olan okullar için de geçerli. Kolayca girebileceğiniz, iyi eğitim göreceğiniz, eğitim bitiminde iyi iş imkanlarına sahip olacağınız bir çok üniversite var. Onları bulup başvuru yapmayı ihmal etmeyin.

Başvuruları nasıl yetiştireceğim?

Bir çok üniversitenin son başvuru tarihi 1 Ocak olmakla beraber bazıları için daha fazla vaktiniz var. Sizi şaşırtacak son başvuru tarihleri:

Johns Hopkins University: 3 Ocak

Cornell University: 2 Ocak

Tufts University: 4 Ocak

Boston University: 4 Ocak

University of Pennsylvania: 5 Ocak

University of Michigan: 1 Şubat

University of Chicago: 3 Ocak

New York University: 5 Ocak

Brown University: 5 Ocak

Not: Bu tarihler 22-23 başvuru senesi Regular Decision son başvuru tarihleridir.

SAT/ACT sonuçlarını göndermeli mi göndermemeli mi?

Çoğu üniversiteye başvuru yaparken SAT veya ACT sonuçlarınızı göndermeniz şart değil (gerçekten!) Bazı üniversiteler ise hala test sonuçlarını göndermenizi istiyor (ör. Georgetown, MIT). Peki, eğer sınav sonuçlarını göndermek şart değilse, göndermeli mi yoksa göndermemeli misiniz? Buna test sonucuna ve başvuru yapmayı düşündüğünüz üniversiteye göre karar vermek lazım. İlk olarak üniversitenin internet sitesini iyice okuyun. Sonra da her üniversitenin bir önceki sene kabul ettiği öğrencilerin sınav ortalamalarına bakın. Sizin not geçen senenin ortalamasından yüksekse gönderin, yüksek değilse göndermeyin. Eğer aynıysa buna karar vermek daha zor ama genelde gönderin derim. Bu durumda bazı üniversitelere sınav sonucunuzu gönderiyor bazılarına ise göndermiyor olabilirsiniz, bu da gayet normal bir davranış.

Kaç üniversiteye başvuru yapabilirim?

Common App başvuru platformundan en fazla 20 üniversiteye başvuru yapılabiliyor. Peki daha fazla üniversiteye başvurmayı düşünen öğrenciler ne yapmalı? Artık yeni bir başvuru platformu var: Scoir. Önerim: başvurmak istediğiniz üniversite sayısı 20’den fazla ise Scoir üzerinden başvuru yapabileceğiniz üniversiteleri ayırın, onlara Scoir’dan başvuru yapın, devamını ise Common App’ten yapın. 

Scoir ile Common App çok benzer içeriği olan ama farklı platformlar. Üniversiteler birini diğerine tercih etmiyorlar. Yani herhangi birini kullabilirsiniz! Scoir henüz Common App kadar kapsamlı değil, dolayısıyla Scoir’u sadece Common App yeterli olmuyorsa kullanabilirsiniz. Ama önceden plan yapmak önemli. Başvuru yapacağınız üniversiteleri belirledikten sonra Scoir üzerinden başvuru yapacaklarınızı ayırabilirsiniz.

Yirmiden fazla üniversiteye başvuru yapmak bazı durumlarda gerekli olmakla beraber sakıncaları da var. Bir çok yere başvuru yaparak şansınızı arttırmak isterken her başvuruya gerekli itina ve özeni göstermek zor oluyor. Çok yere başvurup eksik başvuru yapmaktansa dengeli bir liste oluşturup ince eleyip sık dokumak iyi fikir.

Kabuller, redler ve bekleme listesi

ABD üniversiteleri başvuru sonuçlarına açıklamaya başladı. Bazı öğrenciler kabul edildiklerini görerek sevinecekler. Kimileri maalesef reddedilecekler. Bir çok öğrenci ise kendini bekleme listesinde (waitlist) bulacak. Geçen sene üniversiteler kaç öğrencinin geleceğini tahmin edemedikleri için çoğu fazla öğrenci kabul etti ve kapasitelerini aştılar. O yüzden bu sene daha dikkatli davranıyorlar, kabul ettikleri öğrencilerin davranışlarına göre bekleme listesinden öğrencileri alacaklar.

Üniversite Sıralamarı

Okulları incelerken “üniversite sıralamaları” (rankings) ile mutlaka karşılaşmışsınızdır. Times Higher Ed (THE), Forbes, Wall Street Journal, Washington Monthly, US News & World Report, Bloomberg, Money, Princeton Review ve The Guardian her sene kendi metodolojilerini kullanarak üniversite sıralamaları yayınlayan yayın kuruluşları arasında. Bu şirketler sıralamaları hazırlarken üniversitelerin yayınladığı kurumsal verileri kullanıyorlar. Kurumsal veriler, öğrencilerin ortalama kaç senede mezun oldukları, sınıftaki ortalama öğrenci sayısı, okula girmenin ne kadar zor olduğu gibi bilgilerden ibaret. Yayın kuruluşları bu verilere ek olarak mezun, işveren ve üniversite çalışanlarına anket uygulayarak memnuniyet, itibar ve kanaat gibi algıları ölçüyorlar. Peki o zaman niye bu sıralamalar birbirinden oldukça farklı olabiliyor? Çünkü yayın organları somut ve öznel verilere farklı şekilde ağırlık veriyorlar. Bazı şirketler kendi sıralamalarını yapareken mezunların gelirine daha fazla ağırlık veriyor (Forbes), diğerleri öğrencilerin sosyal hareketliliği ve kamuya faydalarına daha fazla ağırlık veriyor (Washington Monthly). US News & World Report, öğrencilerin en kısa sürede mezun olma oranını, okulun genel itibarını ve üniversitenin seçiciliğini ön plana çıkarıyor. THE ise mezun olma süresi ve genel itibarı ölçüyor ama okulun seçiciliğine daha az önem veriyor. 

İşin garip yanı ise şu: bu sıralamalarda yükselebilmek için öğretmen ve eğitim kalitesini yükseltmek pek önemli değil! US News & World Report’un yöneticilerinden biri olan Robert Morse bu konuda açıkça konuşuyor: “Asıl ölçmek istediğimiz değer eğitimin kalitesi ama bunu ölçmek gayet zor, bu yüzden ancak dolaylı yollardan eğitimin değerini ölçmeye çalışıyoruz”. Bir takım üniversiteler sıralamalarda yükselebilmek için bir çok akrobasi yaptılar: yatakhane inşaatı, pazarlama kampanyaları sayesinde başvuru sayısının arttışına istinaden düşen “kabul” oranları–yani daha seçici görünebilmek, spor takımlarına yapılan yatırımlar sayesinde kazılan şampiyanolar ve bu ün sayesinde toplumda daha “gözde” görünmek gibi manevralar ile eğitimin kalitesini arttırmadan sıralamalarda yükselebilmek mümkün. 

Bir çok kişi sıralamalara önem verdiği için üniversiteler sıralamalarda yükselerek daha cazip hale gelmeye çalışıyor. Sıralamalara bakmayın demiyorum ama gerçeğe yaklaşmak istiyorsanız bir çok farklı sıralamaya bakın ve hangi değerleri ölçtüğünü sorgulayın. Karar alma aşamasına gelince ise bir okulun diğerinden üç, beş ve hatta on sıra geride kalması sizin kararınızı etkilememeli. Bu aşamaya geldiğinizde artık sıralamaları bir yana koyup okulların değerini kendiniz ölçmelisiniz. Üniversitelerin internet sitelerinde iyice bir gezinmenizi ve olabildiğince fazla soru sormanızı öneriyorum.

Araştırmanızı yaparken ABD Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen College Scorecard adlı internet sitesine mutlaka göz atın.

Harvard’a 2026 yılına kadar SAT veya ACT’siz başvuru yapılabilecek

16 Aralık’ta yapılan açıklamaya göre Harvard Üniversite’si 2026 senesine kadar başvuru yapan öğrencilerden SAT veya ACT sınav sonucu istemeyecek. Yani Harvard’a başvuran öğrencilerin bu sınavlara girmesi gerekmiyor. An itibariyle 8. sınıf ve üstü sınıflarda okuyan öğrenciler için geçerli olan bu kararın nedeni olarak öğrencilerin sınava girmekte yaşadığı zorluklar olduğu belirtildi. Harvard gibi önde gelen bir kurumun aldığı bu önemli karar diğer üniversitelerin de benzer hamleler atabileceğinin göstergesi. 6 sene ara verildikten sonra tekrar SAT veya ACT sınavların şartkoşulması pek olası değil. SAT ve ACT sınavlarının yaygınlaşmasında rol oynayan Harvard Üniversitesi bu sınavların tarihe karışmasında da etkin bir rol oynayacak gibi görünüyor.

SAT ve ACT şartını kaldıran ilk veya tek üniversite Harvard değil. Berkeley ve UCLA gibi kurumların içinde bulunduğu University of California (UC) sistemi bir kaç ay önce cesur ve yankı yaratan bir adım attı: sadece SAT ve ACT sınav şartını kaldırmakla kalmayıp bu sınav sonuçlarının katiyen başvurunun bir parçası olamayacağını açıkladıları. Yani isteyen öğrenci bile ACT veya SAT sınav sonuçlarını UC okullarına gönderemeyecek. UC üniversitelerinde başvurular SAT veya ACT sonuçlarından tamamen bağımsız olarak değerlendirelecek.