Okulları incelerken “üniversite sıralamaları” (rankings) ile mutlaka karşılaşmışsınızdır. Times Higher Ed (THE), Forbes, Wall Street Journal, Washington Monthly, US News & World Report, Bloomberg, Money, Princeton Review ve The Guardian her sene kendi metodolojilerini kullanarak üniversite sıralamaları yayınlayan yayın kuruluşları arasında. Bu şirketler sıralamaları hazırlarken üniversitelerin yayınladığı kurumsal verileri kullanıyorlar. Kurumsal veriler, öğrencilerin ortalama kaç senede mezun oldukları, sınıftaki ortalama öğrenci sayısı, okula girmenin ne kadar zor olduğu gibi bilgilerden ibaret. Yayın kuruluşları bu verilere ek olarak mezun, işveren ve üniversite çalışanlarına anket uygulayarak memnuniyet, itibar ve kanaat gibi algıları ölçüyorlar. Peki o zaman niye bu sıralamalar birbirinden oldukça farklı olabiliyor? Çünkü yayın organları somut ve öznel verilere farklı şekilde ağırlık veriyorlar. Bazı şirketler kendi sıralamalarını yapareken mezunların gelirine daha fazla ağırlık veriyor (Forbes), diğerleri öğrencilerin sosyal hareketliliği ve kamuya faydalarına daha fazla ağırlık veriyor (Washington Monthly). US News & World Report, öğrencilerin en kısa sürede mezun olma oranını, okulun genel itibarını ve üniversitenin seçiciliğini ön plana çıkarıyor. THE ise mezun olma süresi ve genel itibarı ölçüyor ama okulun seçiciliğine daha az önem veriyor.
İşin garip yanı ise şu: bu sıralamalarda yükselebilmek için öğretmen ve eğitim kalitesini yükseltmek pek önemli değil! US News & World Report’un yöneticilerinden biri olan Robert Morse bu konuda açıkça konuşuyor: “Asıl ölçmek istediğimiz değer eğitimin kalitesi ama bunu ölçmek gayet zor, bu yüzden ancak dolaylı yollardan eğitimin değerini ölçmeye çalışıyoruz”. Bir takım üniversiteler sıralamalarda yükselebilmek için bir çok akrobasi yaptılar: yatakhane inşaatı, pazarlama kampanyaları sayesinde başvuru sayısının arttışına istinaden düşen “kabul” oranları–yani daha seçici görünebilmek, spor takımlarına yapılan yatırımlar sayesinde kazılan şampiyanolar ve bu ün sayesinde toplumda daha “gözde” görünmek gibi manevralar ile eğitimin kalitesini arttırmadan sıralamalarda yükselebilmek mümkün.
Bir çok kişi sıralamalara önem verdiği için üniversiteler sıralamalarda yükselerek daha cazip hale gelmeye çalışıyor. Sıralamalara bakmayın demiyorum ama gerçeğe yaklaşmak istiyorsanız bir çok farklı sıralamaya bakın ve hangi değerleri ölçtüğünü sorgulayın. Karar alma aşamasına gelince ise bir okulun diğerinden üç, beş ve hatta on sıra geride kalması sizin kararınızı etkilememeli. Bu aşamaya geldiğinizde artık sıralamaları bir yana koyup okulların değerini kendiniz ölçmelisiniz. Üniversitelerin internet sitelerinde iyice bir gezinmenizi ve olabildiğince fazla soru sormanızı öneriyorum.
Araştırmanızı yaparken ABD Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen College Scorecard adlı internet sitesine mutlaka göz atın.